TRT Haber'in aktardığına göre, Türkiye'de doğum oranları düşüyor ve ülke yeni bir demografik dönüşümün içine giriyor. Aktarılan bilgilere göre, Türkiye İstatistik Kurumu verileri, kadın başına düşen çocuk sayısını ifade eden doğurganlık hızının 1,42 seviyesine kadar gerilediğini ortaya koyuyor.
TRT Haber'in aktardığına göre, bu oran nüfusun kendini yenilemesi için gereken seviyenin oldukça altında. Aktarılan bilgilere göre, doğurganlık hızı son dokuz yıldır, nüfusun kendini yenilemesi için gerekli kabul edilen 2,1 seviyesinin altında seyrediyor ve bu durum uzun süreli bir eğilime işaret ediyor.
TRT Haber'in aktardığına göre, uzmanlar bu tablonun yalnızca ekonomiyle açıklanamayacağını belirtiyor. Aktarılan değerlendirmelere göre, modernleşme, sosyoekonomik gelişme, teknolojik değişim ve küreselleşme gibi büyük bir dönüşüme paralel olarak insanların değerleri de değişmeye başladı ve doğurganlıktaki düşüş bu sürecin bir parçası olarak görülüyor.
TRT Haber'in aktardığına göre, Türkiye'nin yaşadığı süreç dünyadaki birçok ülkenin daha önce karşılaştığı bir dönüşümün parçası. Aktarılan bilgilere göre, uzmanlar Avrupa, Rusya, Japonya ve Almanya gibi ülkelerin benzer süreçleri daha önce yaşadığını, bu eğilimin sosyoekonomik gelişmeye paralel biçimde artık Türkiye'de de görüldüğünü ifade ediyor.
TRT Haber'in aktardığına göre, verilerdeki değişim dönüşümün boyutunu gözler önüne seriyor. Aktarılan bilgilere göre, 2017 yılında Türkiye'de 57 il nüfusun yenilenme seviyesinin altındayken, 2025'te bu sayı 76'ya yükseldi; doğurganlık hızının 1,5'in altında olduğu il sayısı ise 59'a çıktı.
TRT Haber'in aktardığına göre, sürecin bu şekilde devam etmesi önemli riskleri beraberinde getiriyor. Aktarılan değerlendirmelere göre, toplumun dinamizmini, stratejik anlamda potansiyelini ve gücünü kaybedebileceği belirtiliyor; doğum oranlarının düşmesiyle birlikte Türkiye nüfusu giderek yaşlanıyor.
TRT Haber'in aktardığına göre, düşük doğurganlığın yalnızca nüfusu değil, ekonomik ve toplumsal yapıyı da etkilemesi bekleniyor. Aktarılan bilgilere göre, çalışan sayısının azalması ancak bağımlı nüfusun artması, daha az üretken bir yapı ve maliyetlerin yükselmesi anlamına geliyor; özellikle sağlık ve bakım hizmetlerine yönelik ihtiyacın önemli ölçüde artacağı öngörülüyor.
