Plastik parçacıkları artık kanımızda, damarlarımızda ve hatta beynimizde bulunuyor. NEJM'in çığır açan araştırması mikroplastikleri kalp krizi ve felç riskiyle ilişkilendiriyor. Bilim ne diyor, nasıl korunabiliriz?
Görünmez ama artık her yerdeler. Şişelerden gıda ambalajlarına, giysilerden soluduğumuz havaya kadar plastik dünyamızın her köşesine sızmış durumda. Son yıllarda yapılan araştırmalar ise çok daha rahatsız edici bir gerçeğe işaret ediyor: bu minik plastik parçacıkları artık insan vücudunun içinde, kanımızda ve damarlarımızda bile bulunuyor. Peki bu bulgular sağlığımız için ne anlama geliyor?
Mikroplastik nedir ve vücudumuza nasıl giriyor
Mikroplastikler, genellikle beş milimetreden daha küçük plastik parçacıklarına verilen isimdir. Bunlar bazen kozmetik ürünlerde bilerek kullanılır, ancak çoğu zaman daha büyük plastiklerin zamanla parçalanmasıyla ortaya çıkar. Doğada ve şehirlerde giderek daha yaygın hale gelen bu parçacıklar çoğunlukla gözle görülemeyecek kadar küçüktür.
Bu parçacıklar vücudumuza başlıca üç yoldan girer: yediğimiz besinler, içtiğimiz su ve soluduğumuz hava. Plastik ambalajlı ürünler, şişelenmiş sular ve hatta ev tozu, günlük maruziyetin önemli kaynakları arasında sayılıyor. Bir kez alındıktan sonra bu parçacıkların vücutta nasıl davrandığı ise hâlâ dikkatle araştırılıyor.
Damarlarımızda bulunan plastik parçacıkları

Konuyla ilgili en dikkat çekici çalışmalardan biri, iki bin yirmi dört yılının mart ayında saygın tıp dergisi New England Journal of Medicine'de yayımlandı. İtalya'da yürütülen bu araştırmada, boyun atardamarındaki plak birikintileri ameliyatla alınan hastaların doku örnekleri tek tek titizlikle incelendi.
Sonuçlar çarpıcıydı: incelenen hastaların yaklaşık yüzde elli sekizinde, damar plaklarının içinde polietilen adı verilen çok yaygın bir plastik türüne rastlandı. Bir kısım hastada ise polivinil klorür, yani PVC bulundu. Yani plastik parçacıkları yalnızca çevremizde değil, doğrudan damar duvarlarımızın içinde tespit edilmişti.
Kalp krizi ve felç riskiyle olası bağlantı
Araştırmacılar bununla da yetinmedi ve hastaları ortalama otuz dört ay boyunca takip etti. Bu süre zarfında, damarlarında mikroplastik saptanan hastaların; kalp krizi, felç ya da herhangi bir nedenle ölüm yaşama olasılığının, plastik saptanmayan hastalara göre belirgin biçimde daha yüksek olduğu görüldü.
Bu fark hiç de küçük değildi. Çalışmaya göre plastik saptanan gruptaki bu istenmeyen olayların görülme riski, diğer gruba kıyasla birkaç kat daha fazlaydı. Elbette bu tek başına ürkütücü bir tablo çiziyor; ancak bilim insanları bu sonuçları yorumlarken çok önemli bir uyarıda da bulunuyor.
Beyinde ve kanda bulunan izler
Damarlar bu bulguların yalnızca bir parçası. Daha önce iki bin yirmi iki yılında yapılan çalışmalarda, insan kanında ilk kez mikroplastik parçacıkları saptanmıştı. Bu, plastiklerin sindirim sistemi ya da akciğerlerden kan dolaşımına geçebildiğini gösteren son derece önemli bir bulgu olarak değerlendirildi.
İki bin yirmi beş yılının başında ise Nature Medicine dergisinde yayımlanan bir araştırma, insan beyin dokusunda da mikroplastiklere rastlandığını ortaya koydu. Bu bulgular, plastik parçacıklarının vücudun en korunaklı sayılan bölgelerine bile ulaşabildiğine dair endişeleri daha da artırdı.
Bilim insanları neden temkinli konuşuyor
Tüm bu bulgular endişe verici olsa da, uzmanlar aceleci sonuçlardan kaçınmamız gerektiğini vurguluyor. NEJM çalışmasının yazarları, sonuçlarının mikroplastiklerin doğrudan hastalığa yol açtığını kanıtlamadığını açıkça belirtiyor. Çünkü bu tür gözlemsel çalışmalarda başka etkenler de sonucu etkilemiş olabilir.
Örneğin sigara, beslenme alışkanlıkları ya da genel yaşam tarzı gibi faktörler de hem plastik birikimini hem de hastalık riskini etkileyebilir. Bu nedenle bilim dünyası, net bir neden sonuç ilişkisi kurmadan önce çok daha fazla ve kapsamlı araştırmaya ihtiyaç olduğunu söylüyor.
Maruziyeti azaltmak için neler yapabiliriz
Bilim henüz kesin yanıtlar vermese de, günlük yaşamda plastikle temasımızı azaltmak makul bir yaklaşım olarak öne çıkıyor. Uzmanlar sıklıkla tek kullanımlık plastikleri sınırlamayı, mümkünse cam ya da çelik kaplar tercih etmeyi ve yiyecekleri plastik kaplarda mikrodalgada ısıtmaktan kaçınmayı öneriyor.
Bunun yanı sıra evlerin düzenli havalandırılması, tozun sık sık azaltılması ve musluk suyunun filtrelenmesi gibi basit adımlar da maruziyeti düşürmeye yardımcı olabilir. Kişisel önlemler kadar önemlisi ise, plastik üretiminin ve atığının küresel ölçekte azaltılmasına yönelik çok daha geniş çabalardır.

Keep subscribing to Selin YıldırımHer next filing reaches you the moment it publishes, on her own subdomain.
Subscribe
