Roma döneminin keçi kemiği falı sistemi, Kibyra’da bulunan sütun ve Gephyra dergisindeki yeni araştırma ile yeniden gündemde.
Kibyra topraklarından 2024’te çıkan kireçtaşı sütun, Roma’nın kaderle kurduğu o garip ilişkiyi çıplak halde sunuyor. Üzerinde 56 farklı yanıt kazınmış bu taş parçası, basit bir eğlence aleti değil; insanın günlük telaşına karışmış ciddi bir danışma mekanizması. Antik çağda kaderin ipuçlarını arayanlar, bu sütuna bakarak hayatlarını yönlendiriyordu.
Kemiklerin matematiksel dansı
Mesele seyahat edip etmemek, alışverişi kapatmak ya da mahkemeye gitmek gibi küçük kararsızlıklarda başlıyor. Hasta bir yakının durumu bile bu hesaba dahil ediliyor. Akdeniz Üniversitesi’nden Nihal Tüner Önen, Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi’nden Şükrü Özüdoğru ve Şenkal Kileci’nin Gephyra dergisindeki çalışması, bu sistemin Anadolu’nun güneyindeki yaygınlığını ve işleyişini net bir şekilde ortaya koyuyor.
Sistemin merkezinde keçi, koyun veya buzağıların arka bacak kemikleri var. Batı dillerinde 'knucklebones' denilen bu kemikler, modern zarların aksine düzgün küp değil, dört farklı yüzde durabiliyor. İki geniş, iki dar yüzeyi olduğundan her zaman aynı ihtimalle düşmüyor; genelde geniş yüzler üstte kalıyor. Antik oyuncular bu asimetriyi kullanarak yüzeylere 1, 3, 4 ve 6 değerlerini verdi. Karşıt yüzlerin toplamı hep 7’yi buluyordu. Tek bir kemiği beş kez atmak veya beş kemiği aynı anda fırlatmak, 56 farklı kombinasyon yaratıyordu. Her bir kombinasyon, taşın üzerindeki benzersiz bir yanıtla eşleşiyordu.

Hermes’in masası ve 56 kader
Bu fal yöntemi oldukça ritüelistikti. Sorusu olan kişi, şehir meydanındaki Hermes heykelinin yanına gidip bir tabağa avuç avuç keçi kemiği atıyordu. Alınan puanlar toplanıyor ve sonuç, dört tarafı da kazınmış taş sütundaki Yunanca dizelerde aranarak bulunuyordu.
Her orakül girdisi sabit bir kalıba sahipti. İlk satırda atılan sayılar, toplam puan ve ilgili tanrının adı yer alıyordu. İkinci satır, atışı şiirsel bir dille tasvir ederken, üç ek dize ise asıl mesajı içeriyordu. Bu yapı, günümüzdeki 20 yanıtlı sihirli topun, 56 yanıtlı ve Homeros destanlarından esinlenmiş heksametre dizelerle yazılmış antik versiyonu gibiydi.
Çalışma, bu sistemin yalnızca Kibyra’ya özgü olmadığını gösteriyor. Termessos, Perge ve Selge gibi kentlerde de benzer sütunların parçaları bulunmuş durumda. Bu buluntular, antik dünyanın en uzun taş kitabeleri arasında yer alan metinlerin bir parçası olarak öne çıkıyor.

Anadolu’da bir inanç haritası
Bu orakül sütunlarının büyük çoğunluğu, M.S. 120 ile 210 yılları arasında, yani Hadrianus’tan Severus hanedanlığına kadar olan döneme tarihleniyor. Bu zaman dilimi, Roma İmparatorluğu’nun Asya kıtasındaki kültürel ve dinsel pratiklerinin en yoğun olduğu dönemlerden biri olarak kabul ediliyor.
Araştırma, bu sistemin Asya’nın güneyine, yani bugünkü Anadolu topraklarına yoğunlaştığını ortaya koyuyor. Ancak bu durum, sistemin bölgeye özgü olduğu anlamına gelmiyor. Benzer uygulamaların diğer coğrafyalarda da izlerine rastlanıyor. Kibyra sütunu, bu geniş ağın en iyi korunmuş ve en detaylı örneklerinden biri olarak bilimsel çevrelerde büyük ilgi görüyor.

Taşın üzerindeki sesler
Geleneksel zarların aksine, astragalus kemiklerinin düzensiz şekli, şansın tamamen rastgele olmadığını ima ediyordu. Her atış, tanrısal bir müdahale alanı yaratıyordu. Her bir yanıt, farklı bir tanrıya atfediliyordu ve bu durum, inancın matematikle iç içe geçtiği nadir örneklerden birini oluşturuyordu.
Beş kemiklik sistemin yanı sıra, yedi kemik kullanarak 120 oraküle ulaşan daha uzun bir versiyonun da varlığı biliniyor. Bu daha kapsamlı sistem, antik dünyanın taş üzerine kazıdığı en uzun metinler arasında yer alıyor. Kibyra’daki sütun, bu zengin geleneğin somut bir kanıtı olarak, geçmişin zihin dünyasını bugüne taşıyor.
Bilimin yeni keşfi
2024’teki keşif, bu sütunun 2. veya 3. yüzyıla ait olduğunu kesinleştirdi. Metinlerin çözümlenmesi ve diğer şehirlerdeki kopyalarla karşılaştırılması, sistemin karmaşıklığını ve yaygınlığını gözler önüne seriyor. Bilim insanları, bu buluntuların Roma döneminin din ve günlük hayat ilişkisini anlamamıza yardımcı olduğunu vurguluyor.
Kibyra sütunu, sadece arkeolojik bir nesne değil, aynı zamanda antik insanın belirsizliklerle başa çıkma stratejisinin de bir yansıması. Kemiklerin taşın üzerine düşüşü, kaderin yazgısı olarak yorumlanıyor ve bu da günümüzde hâlâ merak uyandıran bir kültürel miras olarak kalıyor.
Sık sorulan sorular

Keep subscribing to Emre ÇetinHer next filing reaches you the moment it publishes, on her own subdomain.
Subscribe
