Türkiye'nin Akdeniz kıyıları, nesli tehlike altındaki caretta carettalar için dünyanın en önemli yuvalama alanlarından biri. Sona yaklaşan 2026 sezonu, sıcaklıkların gölgesinde umut dolu sahneler getirdi.
Yaz aylarının sonuna doğru, Türkiye'nin Akdeniz kıyılarında sessiz ama büyülü bir hareketlilik yaşanır. Kumların altından çıkan minik caretta caretta yavruları, içgüdüsel bir çağrıyla denize doğru yorucu yolculuklarına başlar. Ülkenin sahilleri, nesli tehlike altındaki bu deniz kaplumbağaları için dünyanın en önemli yuvalama alanları arasında yer alıyor ve sona yaklaşan 2026 sezonu da umut dolu sahnelere tanıklık etti.
Sezon bu yıl geç başladı
2026 yuvalama sezonunun ilk işareti, Belek sahillerinin Boğazkent bölgesinde geldi. Bu ilk yuva, KY-1 koduyla kayıt altına alındı ve tespit tarihi 11 Mayıs 2026 olarak belirlendi. Uzmanlara göre bu tarih, önceki yıllara kıyasla belirgin biçimde daha geç bir başlangıca işaret ediyordu. Kaplumbağaların yuvalama takvimi, doğrudan çevresel koşullara bağlı olarak her yıl az da olsa değişebiliyor.
Hacettepe Üniversitesi'nden Dr. Ali Fuat Canbolat'ın değerlendirmesine göre, ilk yuvalamanın bu yıl geç gerçekleşmesinin başlıca nedeni, deniz ve hava sıcaklıklarındaki artışın gecikmesiydi. Önceki yıllarda sıcaklıkların daha erken yükselmesi, yuvalamanın da erken başlamasına yol açmıştı. Bu ayrıntı, iklim koşullarının bu narin canlıların yaşam döngüsü üzerindeki doğrudan etkisini gözler önüne seriyor.
Belek: en önemli kumsal
Belek bölgesi, bu hikâyede özel bir yere sahip. Uzmanların belirttiğine göre, burası hem Türkiye'nin hem de tüm Akdeniz'in en büyük ve en önemli caretta caretta yuvalama alanı konumunda. Son yıllara ait verilere göre, bu sahillerde yıllık yuva sayısı üç bini, denize ulaşan yavru sayısı ise yüz bini aşabiliyor. Bu rakamlar, bölgenin türün geleceği açısından taşıdığı kritik önemi açıkça ortaya koyuyor.
Bu kumsallardaki koruma çalışmalarının arkasında uzun soluklu bir emek var. Ekolojik Araştırmalar Derneği yani EKAD, bölgede otuz yılı aşkın süredir yuva tespiti, koruma ve izleme çalışmalarını sürdürüyor. Çevre Bakanlığı ve ilgili park yetkililerinin desteğiyle yürütülen bu titiz çalışmalar, sezon boyunca ekiplerin eylül ayının sonuna kadar sahalarda kalmasını gerektiriyor. Bu, sabır isteyen bir maratondur.
Kıyılardan umut veren haberler
Bu sezonun bilançosu, farklı kıyılardan gelen sevindirici haberlerle şekillendi. Örneğin Aydın kıyılarında yuva sayısı, bir önceki yıla göre on üçten on dokuza yükseldi ve tam 214 yavru caretta caretta başarıyla denizle buluştu. Küçük gibi görünen bu artışlar, aslında koruma çabalarının karşılık bulduğunu ve doğru müdahalelerle popülasyonun yeniden canlanabileceğini gösteren değerli işaretlerdir.
Belek dışında da ülkenin dört bir yanında önemli yuvalama noktaları bulunuyor. Anamur kıyıları her yıl binden fazla yuvaya ev sahipliği yaparak Türkiye'nin ikinci, Akdeniz'in ise dördüncü en önemli yuvalama alanı sayılıyor. Ülke genelinde yirmiden fazla yuvalama kumsalı koruma altına alınmış durumda; Dalyan yakınlarındaki İztuzu ve bir milli park içindeki Patara, bunların en tanınmışları arasında yer alıyor.
Göksu deltasında zengin yaşam

Deniz kaplumbağaları, aslında çok daha geniş bir yaşam ağının yalnızca bir parçası. Mersin'deki Göksu deltası, Ramsar Sözleşmesi kapsamında korunan bir sulak alan olarak bu zenginliğin en güzel örneklerinden biri. Kumsallarında caretta carettalar yuvalarken, bu alan aynı zamanda karabatak, yalıçapkını ve ak kuyruklu kartal gibi türlerin de içinde bulunduğu üç yüzden fazla kuş türüne ev sahipliği yapıyor. Bu, olağanüstü bir biyoçeşitlilik demek.
Kıyıları bekleyen tehditler
Ne yazık ki bu narin denge, çeşitli tehditlerle karşı karşıya. Yuvalama alanlarının hızla turizm merkezlerine dönüşmesi, bu kıyılar üzerindeki en büyük baskılardan biri. Bunun yanı sıra sahillerin yanlış kullanımı, biriken çöpler, geceleri yanan yapay ışıklar ile tekne ve balıkçılık faaliyetleri de kaplumbağaların hem yetişkinlerini hem de yuvalarını olumsuz etkileyebiliyor. Bu insan kaynaklı baskılar, dikkatli bir yönetim gerektiriyor.
Özellikle yapay ışıkların etkisi sıkça vurgulanan bir sorun. Yumurtadan yeni çıkan yavrular, denizi bulmak için doğal ışığı bir pusula gibi kullanır. Sahildeki parlak ışıklar ise onların yönünü şaşırtarak denize ulaşmalarını zorlaştırabilir. İşte bu yüzden koruma ekiplerinin yürüttüğü bilinçlendirme çalışmaları ve alınan basit önlemler, bu minik canlıların hayatta kalması açısından büyük fark yaratabiliyor.
Caretta carettaların hikâyesi, aslında sabrın ve kararlılığın bir hikâyesidir. Denize ulaşan bir yavrunun büyüyüp yeniden aynı kumsala yumurta bırakmak için geri dönmesi onlarca yıl sürebilir. Yani bugün korunan bir yuva, çeyrek asır sonrasına atılan bir yatırım gibidir. Bu uzun döngü, koruma çalışmalarının neden yıldan yıla kesintisiz sürdürülmesi gerektiğini ve her sezonun neden ayrı bir değer taşıdığını çok iyi anlatıyor.
Peki biz ne yapabiliriz
Bu değerli mirası korumak, aslında hepimizin elinde. Sahillere gidenlerin atacağı küçük adımlar bile büyük önem taşıyor: geride çöp bırakmamak, işaretlenmiş yuvalara kesinlikle dokunmamak, geceleri gereksiz ışık ve gürültüden kaçınmak ve kaplumbağalarla karşılaşıldığında saygılı bir mesafe korumak. Sonuçta, denizle buluşan her bir yavru, doğanın süregelen döngüsüne ve ortak geleceğimize atılmış umutlu bir adımdır.

Keep subscribing to Zeynep ÇetinHer next filing reaches you the moment it publishes, on her own subdomain.
Subscribe
