Türkiye, 2026 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansına ev sahipliği yapacak. Artan sıcak hava dalgaları ve kuraklığın gölgesinde, ülkenin 2053 net sıfır hedefi ve iklim finansmanı öne çıkıyor.
Türkiye, iklim diplomasisinin merkezine yerleşmeye hazırlanıyor. Ülke, 2026 yılında düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansına ev sahipliği yapacak. Bu görev, dünyanın dört bir yanından devlet temsilcilerini, uzmanları ve sivil toplum kuruluşlarını bir araya getiren küresel bir sürecin tam ortasına Türkiye'yi taşıyor. Ev sahipliği, hem büyük bir görünürlük hem de ciddi bir sorumluluk anlamına geliyor.
Türkiye'nin ev sahipliği
Konferansın Türkiye'de düzenlenecek olması, ülkenin iklim gündemindeki rolünü güçlendiriyor. Çevre bakanı Murat Kurum, iklim finansmanının en önemli konu olduğunu vurguladı. İklim finansmanı, özellikle gelişmekte olan ülkelerin temiz enerjiye geçiş ve iklim değişikliğine uyum çalışmalarını nasıl fonlayacağı sorusuna odaklanıyor ve müzakerelerin en tartışmalı başlıklarından biri olma özelliği taşıyor.
Böyle bir konferansa ev sahipliği yapmak, sadece lojistik bir organizasyon değildir. Ev sahibi ülke, müzakerelerin yönünü etkileme ve öncelikleri belirleme konusunda önemli bir konuma gelir. Aynı zamanda kendi iklim politikalarını da dünya kamuoyunun önüne koymuş olur. Bu nedenle konferans, Türkiye için hem bir fırsat hem de bir sınav niteliği taşıyor.

Isınan bir ülke
Bu ev sahipliği, ülkenin giderek daha sıcak bir iklime doğru ilerlediği bir dönemde geliyor. Kayıtlara göre 1971'den bu yana en sıcak yıl 2024 oldu. Onu sırasıyla 2010, 2018, 2023 ve 2025 yılları izledi. Üstelik 2025 yılında sıcaklık bazı yerlerde 50 santigrat dereceyi aştı. Bu rakamlar, iklimin giderek ısındığına dair somut bir tablo çiziyor.
Uzmanlara göre Türkiye için en büyük tehlikeler sıcak hava dalgaları ve kuraklık olarak öne çıkıyor. İklimin ısınmasıyla birlikte aşırı hava olaylarının daha sık yaşanması bekleniyor. İlginç biçimde, daha sıcak bir iklim yalnızca kuraklık değil, aynı zamanda ani sel baskınlarının da artması anlamına gelebiliyor. Bu ikili tehdit, ülkenin farklı bölgelerini farklı biçimlerde etkiliyor.
Kuraklık ve aşırı hava olayları
Kuraklık, tarım ve su kaynakları üzerinde doğrudan baskı oluşturuyor. Yeterli yağışın düşmediği dönemlerde tarımsal üretim zorlaşıyor, su rezervleri azalıyor ve bu durum hem çiftçileri hem de şehirleri etkiliyor. Sıcak hava dalgaları ise insan sağlığını tehdit ederken, soğutma ihtiyacı nedeniyle enerji talebini de artırıyor. Böylece iklim, ekonominin birçok alanına dokunuyor.
Ani sel baskınları ise madalyonun diğer yüzünü oluşturuyor. Isınan atmosfer daha fazla nem taşıyabildiği için, yağışlar düştüğünde çok daha şiddetli olabiliyor. Bu da kısa sürede büyük hasara yol açan sellerin daha sık görülmesine neden oluyor. Kuraklık ile sel arasındaki bu keskin salınım, iklim değişikliğinin öngörülebilirliği zorlaştıran yönlerinden biri olarak dikkat çekiyor.
2053 net sıfır hedefi
Türkiye, bu tabloya karşı uzun vadeli bir hedef belirledi. Ülke, 2053 yılına kadar net sıfır karbon emisyonuna ulaşmayı amaçlıyor. Net sıfır, salınan sera gazları ile atmosferden geri alınan miktarın dengelenmesi anlamına geliyor. Bu hedefe ulaşmak, enerji üretiminden ulaşıma kadar birçok alanda köklü bir dönüşümü ve verimlilik artışını gerektiriyor.
Böyle bir dönüşüm elbette kolay değil. Fosil yakıtlara olan bağımlılığın azaltılması, yenilenebilir enerjinin payının artırılması ve sanayinin daha temiz hale getirilmesi zaman ve yatırım isteyen süreçler. Ancak 2053 hedefi, ülkenin uzun vadeli yol haritasının bir çıpası olarak, atılacak adımlara bir yön ve takvim kazandırıyor.
Karbon piyasası adımı
Bu dönüşümü desteklemek için Türkiye, bir emisyon ticaret sistemi kurmaya hazırlanıyor. Planlara göre bu sistemin pilot aşamasının 2026 yılında başlaması öngörülüyor. Emisyon ticareti, karbona bir fiyat biçerek şirketleri salımlarını azaltmaya teşvik eden bir mekanizma olarak çalışıyor. Kirletmenin bir maliyeti olması, temiz teknolojilere yatırımı daha cazip hale getirmeyi amaçlıyor.
İklim finansmanının önemi
Konferansın en kritik başlıklarından biri, çevre bakanının da işaret ettiği gibi, iklim finansmanı olacak. Gelişmekte olan ülkeler, temiz enerjiye geçiş ve iklim etkilerine uyum için önemli miktarda kaynağa ihtiyaç duyuyor. Bu kaynağın kimin tarafından, ne ölçüde ve hangi koşullarla sağlanacağı, yıllardır süren müzakerelerin can alıcı noktası. Türkiye'nin ev sahipliği, bu tartışmayı öne çıkarma fırsatı sunuyor.
Sonuç olarak, 2026 konferansı Türkiye için hem sembolik hem de somut bir öneme sahip. Rekor sıcaklıkların ve artan iklim tehlikelerinin gölgesinde düzenlenecek olan bu buluşma, ülkenin kendi iklim eylemini hızlandırması için de bir vesile olabilir. Önümüzdeki dönem, verilen sözlerin ne kadarının hayata geçtiğini ve küresel iş birliğinin ne ölçüde derinleştiğini gösterecek.

Keep subscribing to Zeynep ÇetinHer next filing reaches you the moment it publishes, on her own subdomain.
Subscribe
